Ne zaman hüzünlenecek olsam, gemileri düşünürüm. Denizin üzerinde beyaz köpükler bırakarak yavaşça uzaklaşan gemileri. Ardında ne bir el sallayanı var ne de belli bir sonraki durağı, gün batımına doğru yola çıkmış yorgun keten, ak yelkenleriyle rüzgara direnen acelesiz sessiz bir gemi.
Çocukluğumda bir kitap vardı evde, ülke ülke gezen kaptan ve yanındaki adamların serüvenlerinin heyecanla anlatan ince bir kitap. Kapağında tahta yelkenli bir gemi, güvertesinde onlarca neşeli adam, dümende gösterişli şapkasıyla kaptan ve arka planda masmavi bir gökyüzü. Ve ancak onlarca defa bakıldığında fark edilecek bir ayrıntı, yolcuların içinde bir adam diğerlerinden ayrı bir yana bakan, kederli bir adam yüzü. Diğer insanlardan daha ufak, daha uzak ve ufka bakarak çocukça bir merak uyandıracak kadar değişik.
Peki neden hüzünlendirir ki gitmek insanı? Çünkü kaybetmek kalanlara göre değildir. Kazanan evcildir, kazanan güçlü ve neşeli. Ancak gidenlere göredir keder, bir şeyleri arkada bırakmak özellikle de çok sevdiğin bir şeyleri, yanında sadece anılarını taşıyarak- sönük ve soluk onlarca anı- bir bilinmeze karşı yola çıkmak her seferinde biraz mahzun biraz asi ve daha çok yenilmiş biri olarak yenilenme ihtiyacı duyan biri.
Bambaşka bir hikayeye başlayacak olmak, yeniden yeniden denemek, hiçbir neden olmadan. Yaşamak, aşama aşama aşkla her şeyi. Her seferinde hayata acemi, tedirgin ve saklanan onca tuzak içinde biraz da korkarak yabancı ve daha öncekine çok uzak yerlerde. Ve bütün denemelerinde ille de yenmek zorunda olduğun bir kelime: TUTUNMAK. Tutulmadan hiçbir adın baş döndüren güzelliğine. Bir kadının gözlerine, örneğin ne kadar koyu olsa da, gökyüzü varken geceleyin bir dilim ay doğranmış içine milyonlarca yıldızla dolu koyu karanlık gökyüzü. Hiç değilse onun şafağı var içini açmak için kızıla boyayacak saçlarını en uykulu vaktinde, haydi kalk diyecek güneşi ufak turuncu bir levha sarı sıcak ve küme küme kümülüslü bulutları gerektiğinde ağlamak için yerine…yetmediğinde tuzlu gözyaşların. Sevince gökyüzünü seveceksin örneğin, toprağı, dağları kalacak olanı sevmelisin. Bu defa gideceğin yerde düşmemelisin, bu tuzağa göz göze gelmeyeceksin, kimseyle tüm dokunuşların eksikliğinde yaşayacaksın. Çarpmayacak hiçbir ses sana belki, sağır ve dilsiz kalacaksın, anlamadığın bir dilde konuşacaksın insanlarla ve ne anlamadığın bir dilde bir şeyler anlatacak insanlar sana ama yine de sinene bir güzel gamzesi batmayacak şaraba batırılmış bir gece hatırladıkça yürek burkan. Yavaşça silecek tortusunu zaman, bütün hüzünlü eski, sen fark etmeksizin unutturacak kendini, birçok şeyi seveceksin yine dediğim gibi; toprağı, yeşili, kuşları- uzaklardan gelen tıpkı senin gibi- sana benzeyen her şeyi seveceksin. Ama sevmeyeceksin bir başkasını kendine benziyor diye, yoksa yetmiyormuş gibi bu bedendeki esaretin bir beden daha ekleyeceksin. TUTKU diyeceğin –gururla- aslında bir tutukluluk hali. Mutluluğunda rengarenk bir dünya, yokluğunda karaya yakın gri. Bunun yerine kendi resmini kendin yapacaksın, kendin yazacaksın hikayeni. Ölüme dahi bir şelale şenliğinde akacaksın ak ak, köpük köpük, su gibi yaşayacaksın yoksa dizginler kederler seni. Dört bir yanını örer acımasızca, yutkunamadığın bir sessizlik anı. Boğazında düğüm düğüm.
Ya da bir tek bende mi öyle oluyor bilmiyorum. Gidecek olana tutulmaktan ileri mi geliyor bu, belki? Tutunamıyorum gerçek yanına hayatın. Yine de yazıyorum fakat işte, duvarları tuval yapasım var yine, eski evin aksine sarı şampanya rengi boşluğunda bir eksiklik hissediyorum. Kendi kendimi tetikleyecek bir cümle arıyorum bunca yazının içinde belki sadece.
Ne zaman hüzünlenecek olsam gemileri düşünüyorum. Mavi suları yaran yavaş, kaygısız ve ardında kimsenin mendil sallamadığı ak, keten yelkenleriyle rüzgara karşı direnen tahta bir gemi örneğin. Nereye gittiği belli değil, gidip gidemeyeceği de belirsizliğine belki ama yine de bir gemiyle çıkılabilir TUFANDAN daha önce de denediği gibi peygamber Nuh’un. Yenilen yine ben oldum evet. Yenilenmek gerek yeniden denemek, bir şeyler öğrenerek bütün yenilgilerden. Hayat uzun, daha onca yolculuk olacak ve ben kitabın kapağındaki tahta gemiden ufku seyreden, diğerlerinden ayrı o adam yüzü kadar yalnız, ve sessiz bütün resimler kadar. Defalarca yolculuğu göze almalıyım gözlerimi alamıyorsam eğer O’ndan. Öyle ya, kalmak mağrurlara göre, yola çıkmak lazım. Bir başka coğrafyada yepyeni bir hikayeye başlamak heyecanla. Bu defa kazanmak için değil daha iyi yenilmek için sadece.

